Romantik ilişkilerimizde yaşadığımız belki de en büyük paradokslardan biri, bizi en çok mutlu edebilen kişinin aynı zamanda bizi en çok incitebilecek kişi olmasıdır. Çünkü birbirine yaklaşan iki insan aslında sadece sevgisini göstermekle kalmaz, en kırılgan taraflarını da gösterir. Birinin bizim için önemli olması, onun sözlerinin, davranışlarının ve yokluğunun üzerimizde daha büyük bir etki bırakması anlamına gelir. Belki de bu yüzden yakınlaştıkça ilişkilerde garip bir şey olur. Birini çok severken, ona yaklaşmak isterken bir anda uzaklaşmak isteyebiliriz. Çok sevdiğimiz halde mesafe koyabilir, çok özlediğimiz halde aramayabilir, yanımızda olmasını isterken yalnız kalmaya ihtiyaç duyabiliriz. Bazen de bir şeylerin yanlış olduğunu hissettiğimiz için, incinmekten korktuğumuz için ya da yalnızca biraz nefes almaya ihtiyacımız olduğundan yalnız kalmak isteyebiliriz. Bir ilişkiden uzaklaşmak her zaman korkup kaçtığımız anlamına mı gelir? Yoksa kendimizi korumak adına yaptığımız bir davranış olabilir mi? Bu iki davranış arasındaki çizgi düşündüğümüzden daha incedir.
Biriyle ilişki yaşarken kendi alanımızı korumakla ilişkiden kaçmak aynı şey olarak algılanmamalı. Birini sevmek hayatımızı tümüyle ilişkimize sunmak anlamına gelmez. Bazen sevdiğimiz insanın yanında olmayı istediğimiz kadar, ondan bağımsız olarak kendimizle vakit geçirmeyi de isteyebiliriz ve aslında buna ihtiyaç duyarız. Kendi arkadaşlıklarımız, hobilerimiz, alışkanlıklarımız ve yalnız geçirdiğimiz anlar ilişki içinde var olmalıdır. İlişki içerisinde olmak kendimizden vazgeçmek zorunda olduğumuz anlamına gelmemeli. Birini sevmek ile kendi alanımıza ihtiyaç duymak birbirinin zıttı değildir. Hatta bazen ayrı ayrı da vakit geçirebiliyor olmak, ilişki içinde gerçekten var olabilmenin bir parçasıdır. Birbirimizi ne kadar sevdiğimizi, ne kadar iç içe geçtiğimiz değil; yakınlığın içinde kendimiz olarak kalabiliyor oluşumuz da belirleyebilir. Yani aslında ilişkiye bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor olabilir. İlişkiyi iki kişinin hayatını tamamen birleştirmesi olarak değil de, iki kişinin birbirinin hayatına eşlik etmesi olarak görmek daha sağlıklı olabilir.
Ama tabi burada ‘Peki ya uzaklaşma sebebim gerçekten kendi alanımı koruma isteğimden değilse?’ sorusunu sorabilirsiniz. Neden uzaklaşmaya ihtiyaç duyduğumuz önemli bir nokta. Acaba uzaklaşınca kendime yakınlaşmış mı hissediyorum yoksa hissetmekten korktuğum bir duygudan mı kaçıyorum? Sınırımı korumaya mı çalışıyorum, yoksa yakınlığın kendisini bir tehdit olarak mı görüyorum? Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar mesafe koymak gibi görünebilir ama aynı davranışın arkasında birbirinden tamamen farklı ihtiyaçlar ve duygular olabilir. Genelde bu noktada yaptığımız bir hata var. Yapılan davranışın nedenini bilmediğimizde nedenini kendi hikayelerimizle dolduruyoruz. ‘Beni yeterince sevmiyor.’, ‘Zaten gitmek istiyordu.’, ‘Beni cezalandırıyor.’ Belki bu düşüncelerden biri doğrudur ama belki hiçbiri doğru değildir. Son yıllarda sosyal medyada hatta çoğu zaman arkadaş ortamlarında kaçma davranışını, kaçıyorsa aslında seni çok seviyor tarzında ya da senden uzaklaşıyorsa bağlanmaktan korkuyor gibi romantize edebiliyorlar. Ama insan sadece gitmek istediği için de gidebilir. Bu da kaçan kişinin kötü, korkak veya tamamıyla sevgisiz olduğu anlamına gelmek zorunda değil.
Gitmek her zaman sadece gitmek değildir. Biraz nefes almaktır, kendini yeniden duymaktır, ne istediğini anlamaktır. En basitinden incinmemek için daha hiçbir şey olmadan kapıyı yavaşça kapatmaktır. Hangi sebeple yaptığımızı her zaman anında fark edemeyebiliriz. Biraz durmak, kendimize ne olduğunu sormak ve gerçekten neye ihtiyaç duyduğumuzu bulabilmek bize iyi gelebilir.