Çoğu zaman hayatın bizi yorduğunu düşünürüz, hatta hayatı bunun için suçlarız. Üst üste gelen olaylar, yarım kalan ve beynimizde beş yüz kere tamamlamaya çalıştığımız konuşmalar, beklediğimiz ama bir türlü gelemeyen o cevaplar… Hayatımızda bir şeyler yolunda gitmediğinde suçu dünyaya atmak her zaman en kolayıdır. Zaten dünyanın da pek uslu durduğu söylenemez. Bir yerden mutlaka bir şeyler çıkarır, tam toparlandım tamam derken ayağımıza çelme takar. Bazen o çelmeden kurtuluruz ama yine de düşeriz.
Mesela birinin söylediği tek bir cümleyi günlerce düşünürüz. O an gülüp geçtiğimiz şey, gece yastığa başımı koyduğumuzda burnumuzun dibinde beliriverir. Acaba öyle demekle ne kastetti? Ben mi çok alınganım, yanlış mı anladım? Bir şey söylemeli miydim? Olay aslında çoktan bitti. Karşımızdaki kişi çoktan unutmuş bile olabilir. Ama biz, zihnimizde olay yerini hala terk edememiş haldeyiz. İşin tuhafı bazen yaşadığımız şeyden çok yaşadığımız şeyin bizde bıraktığı ihtimallerle uğraşıp dururuz. Olmamış konuşmaları tamamlar, verilmemiş cevapları verir, hiç yaşanmamış senaryoların içinde kendimizi duvardan duvara vururuz. Bazen cevabı bilmemek, alacağımız cevaptan bile daha ağır gelebiliyor. Tam da bu yüzden belki de insan, anlamlandıramadığı şeylerin içinde biraz daha fazla kalıyor.
Psikolojide buna benzer süreçleri açıklayan kavramlardan biri Ziergarnik Etkisi’dir. Bu kavram bize, tamamlanmamış ya da yarım kalmış ‘işlerin’ bazı koşullarda zihnimizde daha belirgin kalabiliyor oluşunu anlatıyor. Tabii ki bu her yarım kalan konuşmanın ya da cevapsız sorunun zihnimizi meşgul etmesini tek başına açıklamaz. Ama küçük bir ipucu olabilir. Bir kapı kapanıyor ama biz, acaba denesem açılabilir miydi diye kapıya bakmaya devam ediyoruz ve elimizde olan tek şeyi, şu anımızı kaçırıyoruz.
Her davranışın arkasındaki nedeni bulmak, her ihtimali düşünerek kendimizi bir sonraki hayal kırıklığından korumak zorunda değiliz. Bazı şeyler gerçekten canımızı yakar. Bazı soruların cevabı asla gelmez. Bazı günler de hiçbir sorun çözülmeden biter. Ve hayat tüm bunlara rağmen devam eder.
Mesele asla düşmemek değil, dünya ayağımıza o çelmeyi taksa bile kendimize iyi davranabilmektir. Ailemiz ya da arkadaşlarımızdan biri düştüğünde göstereceğimiz anlayışı, kendimize de gösterebilmektir.